AJAX Soft Fade-In Popup

Duyurular

  • Yardım

    Yardıma muhtaç olan İzmit'teki iki Türkmen ailesi için ev eşyası ihtiyacı vardır.İrtibat:Engin SÖNMEZ 05418419741

    ...
  • Vefat

    Turk Haber Sen Sube Baskani Ali COLAK'in annesi vefat etmistir.Cenazesi bugun oglen namazinda Adapazari Findikli Camiinden kalkacaktir.053345...

  • Ziyaret

    Bugün Saat 12:00 Kent Konseyi Sendikamızı Ziyaret edecektir.

    ...
  • Eğitim ve Hukuksal Problemler Paneli

    26.Ekim.2014 Tarihinde saat 19:00 Necip Fazıl Konferans Salonu (Köseköy-Kartepe)

    Organizasyon: Eğitim 2023 Derneği

    ...
  • Basın Açıklaması

    Bugün (21.10.2014) saat:18:15'te Sendika Binamızda Basın Açıklaması vardır.

    ...
  • İNGİLİZCE KURSU

    Haftasonları (Cumartesi 15:30 sonrası) küçük ve büyüklere yönelik ingilizce kursu verilecektir.

    son Başvuru:29 Ekim 2014

    irtibat: 0...

  • Kitap İmza Günü - Nihat GÜNDOĞDU

    Gazi Anadolu Lisesi üyelerimizden Nihat GÜNDOĞDU'nun "VEFASIZ" adlı şiir kitabının imza günü 16 Ekim Perşembe saat 13:00 ile 18:00...

Köşe Yazıları



IMAGE
Feyzullah DİVLİ
ARADIĞIMIZ DEĞER NERELERDEYMİŞ MEĞER!!!
Pazar, 26 Nisan 2015
“Namus lekesi değil alnımda gördüğünüz. /Vurulmuşum, vurulmuş düşmüşüm güpe gündüz./ Şakağımdaki kansa, o benim gülüşümdür./ Namert yaşamaktansa, erkekçe ölüşümdür./ Tevekkül Allah’adır, zillete katlanılmaz./ Ya hayat ya ölüm! Bunun ötesi olmaz.” Dizelerini fısıldayarak söze besmele çekiyoruz. Çünkü biz; her işimizin önüne ve arkasına ancak ve ancak Yaradan’a kulluk etmenin ve bu noktada Akif’in “Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle.” Şuurunun bahtiyarlığını tüm zerrelerimizde hissederek ve başta makam, mevki ve uluhiyete ait cezbe-i dünyevinin insanı şirke götüren yalakalıklarına ve yandaşlıklarına karşı muvahhid imanımızı korumaya gayret göstererek şerefimizle, haysiyetimizle, onurlu mücadelemizle ve birilerinin önümüze attığı kırıntılara dönüp bakmadan, davamızı satmadan ve şahsi menfaatlerimizi milletin istikbalinin önüne koymadan yaşayan alnı açık insanlarız.Çünkü biz; milletini ve vatanını Rahman ve Rahim sırrı tecellisinde sevmenin tadını duyarak nefes alıp veriyor, bir imtihan coğrafyasında yaşamanın bilinciyle bugüne dair en karanlık zulüm hükümranlığına karşı en ağır bedeller ödemeyi de seve seve kabul ediyoruz.Tarihin hangi döneminden bir avuç alsanız ellerinize bu mücadelenin kokusu siner; zulme isyan edenlerin meydanlarda korkusuzca yürüyen ayak sesleri ve attığı naralar kulağınıza bir şelale gibi dökülür. En son 28 Şubat sürecinde sürülmeyi göze alarak en çok bağıranlara bir anıt dikerseniz ya da zulmün tetikçiliğini üstlenmiş kiralık zihinleri alt alta listelerseniz; bugün kimin hangi tarafta ne adına mücadele verdiğini elbette görebilirsiniz. O gün namaz kılanları ya da eşi başörtülü olanları fişleyenlerin, bugün dünya hayatındaki feyz-i bereketini; o gün başörtülüleri düşman gibi görenlerin bugün hangi sendika şefaatiyle nerelere kurum müdürü yapıldıklarını elbette bilebilirsiniz. Tüm bunlara rağmen asla geçmişle yaşamayız biz ve eskide kalanların saçma sapan dedikodusunu yaparak milletine hizmet edeceğini ya da rakibini alt edeceğini zannedenlerden de değiliz. Ama bir defa olsun hükümete karşı eylem ve tavır koyamayanlar, bugün hükümetin sivil ortağı gibi çalışıp da kimi zaman baskı, kimi zaman ise makam mevki işportacılığı tezahüründe sendikacılık yaptıklarını zannedenler; başka bir sendikayı geçmiş yıllarda hiçbir hak elde edememişlikle suçlarken ve dahi yalancılık yaftası yapıştırırken kendilerinin düştüğü yalan kazanının farkında olmamalarını içler acısı bir trajedi içerisinde izliyor olmanın üzüntüsüyle bu cümleleri yazmak durumunda kaldık.Şairin:”Namus sözü edilir barda pavyonda yer yer./ Aradığımız değer nerelerdeymiş meğer” nüktesinde bugün herkesin apaçık şahit olduğu; sendika ilçe başkanlarının müdür masalarına oturtulup üye çalışmaları yapıldığını, insanların eşleri üzerinden baskıya maruz bırakıldığını ve dahi kimin okul müdürü olacağına adı kendilerinde saklı komik mülakatlarla karar verildiğini ve dahi yurt genelinde binlerce görevden alınan müdürün ellerinde yürütmeyi durdurmaya dair mahkeme kararlarının uygulanmadığını tarihe not düştükten sonra; geçen sene rotasyon diye bir şey yoktur bir sendika sizi kandırıyor diyenlerden ve bugün nasıl zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışanlardan, Doğu’da Anadilde Eğitimi savunurken ve Kürtçe Konferanslar düzenlerken Batı’da Milliyetçi salvolarla vatanseverlikten dem vuranlardan da ahlak öğrenecek değiliz.Her türlü hile ve zulüm içerisinde böylesi adalet, liyakat ve hürriyet yoksunu bir kıraç coğrafyada 230 bin üye ile adeta çölde vaha gibi neşvü nema bulmuş Türk Eğitim Sen, her devrin sendikacısı değil her devirde adam gibi sendikacı olarak ilelebet mevcudiyetini inşallah sürdürecek; düzenin sivil destek kuruluşu gibi tealluk edenler ise düzenleri kokuştuğunda kendileri de tükeneceklerdir. Zira varlığımız bu ülkenin aydınlık geleceğine adanmış birer çoban ateşidir bizim. Gelgelelim, “Pür ateşim açtırma benim ağzımı zinhar./ Zalim beni söyletme, derunumda neler var.” İkazı içerisinde eğitim davasını bu ülkenin beka davası olarak görmüş insanları kötüleme, onlara iftira atma çabasına girenleri de onların Ahiret mutluluğunu düşünmemiz hasebiyle birkaç cümle sarf etme görevimizi kullanıyoruz sadece o kadar...

IMAGE
Yaşar ŞANLI
ÖTEKİLEŞTİRMENİN SOSYOLOJİK ANATOMİSİ
Perşembe, 02 Ocak 2014
  Ötekileştirme terimini hep genel anlamda büyük toplum mühendisliği çalışmaları ile yapıldığını zannederdim. Zannederdim diyorum; çünkü fark eyledim ki bu içimize sirayet etmiş, ta ciğerimize kadar… Herkes birbirini ötekileştiriyor. Kendi gibi olmayan herkesi yaftalıyor, acımasızca eleştiriyor. Kahvede, otobüste, camide, okulda, sivil toplum örgütlerinde her yerde aynı terane.             Hayatımızın her alanını empatiden uzakta yaşıyoruz. Sadece kendi dünyamızda ve kendi belirlediğimiz çemberde yaşıyoruz. Bizim gibi olmayan herkesi öteliyoruz. Beğenmesek de durup incelemeye bile değer bulmuyoruz Aynaya bakmak lazım artık Her şey bizim etrafımızda dönmüyor; sadece bizim yaşadığımız veya doğduğumuz şehir yok. Başka yerler de var ve ülkemizin her yeri çok güzel. Sadece bizim dinlediğimiz müzik, şiir yok; .başka değerler de var. Onlarda da derinlikler olabilir; korkma, kır kabuğunu. Hayat sadece senden ibaret değil, çok geniş. Algı körlüklerimizi kırmak lazım. Çevrende senin dışında olmayanların hakkında bilgi sahibi olamazsan nasıl onları da kazanacaksın! Okuduğun ve yazdığın kitapların o zaman anlamsız olmaz mı? Bilmezsen onların düşünce dünyasına nasıl gireceksin. Ötelemek bize bir şey kazandırmaz. Çevremizi sarmış olan gözü dönmüş toplum mühendislerinin de istediği budur. Birlik ve beraberliği üst noktada sağlamak elzemdir. Çünkü yok birbirimizden farkımız bu topraklar üzerinde. Artık bölgecilikten, özelikle hemşericilikten vazgeçme zamanı çoktan geçiyor. Bu davranış biçimi bütünü görmemizin önündeki en büyük engeldir. Bu bölgecilik ve hemşericilik, dar bölge milliyetçiliği, çevremizdeki insanların olumsuz karakterlerini görmemizi de engelliyor. Aynı yolu beraber yürüdüğümüzü sandığımız insanlar, aslında bize sadece gidecekleri yere kadar eşlik ediyor''  Mark Twain             Ötekileştirmenin en yalın tanımı ‘‘Kendi özdeğerliliğini, başkasının farklılığını kötüleyerek ve kendini överek arttırma çabasıdır. Ayrımcılık suçunun işlenmesidir.’’olarak ifade edilebilir. "Bizim çevremizi kuşatan güruhun dayatması olan bir şey yapamayacağımız söylemine izin vermeyiz; hatta kendimizin bile. Bir hayalimiz var, peşini bırakamayız; onu koruruz. İnsanlar, kendilerinin yapamadıkları şeyleri bizim de yapamayacağımızı söylerler. Bir şeyi istiyorsak peşini bırakmayız; gider alırız, o kadar .''  ‘‘Sofradan en fazla payı alanlar, bize kanaatkâr olmayı öğretiyor. Karnını doyuranlar, açlara seslenip gelecek güzel günlerden bahsediyor. Ülkeyi uçuruma sürükleyenler, sıradan insan için ülke idare etmenin zor olduğundan dem vuruyor. Bertolt Brecht  Televizyonun bizi esir almasından, ötekileştirme zehrini kanımıza zerk etmesinden bir an önce kurtulmalıyız. Çünkü televizyon bu satranç oyunun en önemli taşı. Önce onu almalıyız; sonrası zaten mat.                  Kanepenizde oturun, televizyonun beyninizi yıkamasına izin verin, ruhunuzu o salak yarışmalara satın ve bir şeyler tıkının. Tüm bunları yaptıktan sonra intihar edin. Trainspotting               Bizler tarihteki atalarımız gibi fırtına kuşuyuz. En ağır rüzgârda bile, rüzgâra karşı uçarız."                 Çürüyen bir toplumda birbirini beğenmeyen insanlar, bizim gibiler tarafından yansıtılmalıdır. Eğer bu insanlar sosyal işlevi sayesinde inancı kırmak istiyorsa, bizim gibiler dünyayı değiştirebilirler. Bizim gibiler oyunun ne olduğunu göstermek zorundadır ve değişime yardım etmelidir.                   Bizler gerçeği görmek için hazırlanıp, sonu nereye varırsa varsın, ucu kime dokunursa dokunsun, gerçekten madalyonun öteki yüzüne bakmak istiyoruz, yolun bir yerinde bu düzene kafa tuttuğumuzu fark edinceye kadar.   ”Ve dünyada küçücük bir yere konulduk biz, Sevgi ışınlarına dayanmayı öğrenelim diye.  Ve bu kara vücutlar ve bu güneş yanığı yüz,  Bir bulut ve gölgeli bir ormandır sadece.” -William Blake              Düşündüklerimizi, anladıklarımızı, nereden geldiğimizi ve bundan sonra ne yapacağımızı daha derin araştırdıkça, bize ne kadar çok yalan söylendiğini göreceğiz.   İnsanın ruhu, vücudunun en bitkin parçasıdır. Ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için hayat sonu olmayan bir yolmuş gibi geliyor bize. Kendinden ne kadar uzaksan, aslında kendine o kadar yakınsın. Yeryüzünde sana en uzak nokta aslında sırtındır. Bazen büyük farklılıklar insanları bir birine daha da yakınlaştırır.(Film Repliği...

IMAGE
Ahmet BAYKUŞ
DİLSİZ ŞEYTAN
Çarşamba, 22 Ekim 2014
Güce tapmak bütün toplumlarda en sık rastlanan bir zaaf ve hastalıktır . Halk fikri değil, sadece “güçlü olanı” ve o’nun savunduğu şeyleri savunurlar. ‘Bu dünyada güçlü olmalısın, ya da paran olmalı’ ‘adamın olmalı ya da  adamın adamı olmalısın anlayışı’ hem dilimize yerleşmiş hem de olmayan beyinlerimize işlemiştir. Tarihin sayfalarını çevirdiğimizde karşımıza akıl ve vicdan sahipleri ile güç ve kudreti o dönemde elinde tutanların mücadelesine tanık oluruz. Bu mücadelede cumhurun büyük kesiminin, bilim ve filim adamlarının,din adamlarının kahir ekseriyetinin güç karşısında sessiz kaldığını ,destek verdiğini görmekteyiz. Durum  o gün için  güç ve kudret sahiplerinin lehine görünse de  unutulmaya mahkum olmuşlar,hatırlananlar, şerefle yad edilenler dönemin mazlumları olmuştur. İşte size birkaç örnek: Hz. İbrahim mi yaşıyor? Onu ateşe atan ve kendini Allah yerine koyan Nemrut mu ? Sokrat’ı mı hatırlarız,onu baldıran zehriyle öldüren ‘Aeropaj Mahkemesi’ üyelerini mi? Hallac-ı Mansur’u katleden Abbasi veziri Hamid Bin Abbas’ı hiç hatırlayanınız var mı ? ‘Siz istemeseniz  de dünya dönüyor.’ diyerek gerçeği ifade eden Galile mi, yoksa onu öldüren papa VIII.Urban mı hatırlanır? İtalyan düşünür Bruno yıldız sistemi gerçeğini dile getirdiği için Engizisyon Mahkemesi tarafından diri diri yakılmaya mahkum edildiğini kaç kişi bilir? İmam-ı Azam Ebu Hanife’yi bilmeyenimiz yoktur? Ya onu öldüren Abbasi halifesi Mansur’u hatırlayınınız var mı? Kerbela şehidimiz Hz.Hüseyin’i unutanınız var mıdır? Onu katleden Sinan bin Enes Nehai mi,onu katlettiren yezid mi? Görüldüğü üzere akıl ve vicdan sahipleri ile haksızlık karşısında susmayanlar gerçek manada  hep kazananlar olmuştur çünkü onlar gerçek kudretin kimde olduğunu bilenlerdir,çünkü bir kulun iki efendisi olmayacağını bilenlerdir onlar. Tanrılık taslayanlar unutulmuşlar tarihin çöplüklerinde yitip gitmişler, ilahi vicdanlarda ve beşer vicdanlarında mahkum olmuşlardır.Halk sürüleri ‘Kral öldü! Yaşasın yeni kral! ‘diyerek eskiyi bir çırpıda unutmuşlar, yeni gelen için alkış pozisyonu almışlardır. Fakat işin esası hatırlama veya hatırlanma meselesi değil, mesele İmam-ı Azam’a şeklen bağlanıp onu aklımızdan ve gönlümüzden çıkarmaktır. Hz.İbrahim yaşıyor derken,Nemrut ateşinde ısınmaktır sorun. Galile’ye methiyeler düzerken,Engizisyon gibi hükümler vermektir. Hz.Hüseyin’e dost sohbetlerinde ağlarken  Yezid gibi yaşamaktır. Bu sınıfı Allah Araf 179’da şöyle tanımlar:’’Kalpleri vardır gerçeği anlamazlar,gözleri vardır görmezler,kulakları vardır işitmezler.İşte onlar hayvan gibidirler;işte asıl gafiller onlardır.’...

IMAGE
Fatma GÜLŞEN
Her Kütahya- Eskişehir’in Ardında Bir Sakarya Yatar!
Perşembe, 02 Ocak 2014
  NOT: Bu yazı bir öğrencinin sorusuna cevap amacıyla kaleme alınmıştır. " - Öğretmenim, Kütahya-Eskişehir muharebesinde geri çekilmemiz canımı acıttı, Türk geri çekilir mi hiç? An olur gün doğuşuyla aydınlanmaz zaman, şafak beklersin kâbus çöker üstüne an be an, tükenmişlik hissi ise yüreğinde yanan, talih kuşudur aslında başına konan. Son hamledir kırbacın, pek yakında sonlanacaktır acın. Binlerce yıllık Türk tarihinde ellerinde fidanlarıyla ocak ocak gezip incir yetiştirme heveslisi olanların çaresizliğine tanıklık etmiştir kalemler. Yok, olduğu düşünüldüğünde Anka kuşu misali küllerinden yeniden doğarak devleşen başka bir millete şahit olmamıştır âlemler. Kaderin cilvesi ya da talihin politikasıdır çatar, kazılmış mezarların üstüne herkes toprak atar. Anadolu'da tutuşturulan "Kurtuluş" meşalesi söndü sönecek, İnönü galibiyetleriyle perçinlenen mücadele Kütahya-Eskişehir geri çekilmesiyle düşmanın lehine dönecek. Sevinç naralarıdır işgalcilerce atılan, kara yazgılı ağıtlardır yakılan. Ordu güçsüz, halk naçar, köyler kentler ölüm saçar. Fakat Anadolu'nun dağlarında bir Bozkurt ulur, tarihte verilen dersler anlaşılan çabuk unutulur: "Bir Türk'ün olduğu yerde isyan çıkar, iki Türk'ün olduğu yerde ihtilal olur, üç Türk'ün olduğu yerde devlet kurulur." Bir çift çarık bir çift çorapla düşülür yollara, kağnı başına koşar gelinler. Cephane taşımakta yarışır Elifler. Dağ bayır kar kış bilmez, canından can gidecek dinlemez. Sorgusuz örter atkıyı toplar üstüne. Yeter ki al bayrağın şavkı vursun gökyüzüne. Hangi aklı evvelin fikridir "Türk kendini mandacılığa satar",  uyudu sanıldığında son nefere dek düşmanı önüne katar, yüreği var oldukça ancak bağımsızlık için atar. Son dozdur damarlara zerk edilen zulüm, Türk'ü ancak Türk anlar gülüm, parola belli "YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!" Takati kesildiğinde fırtına olup esmek bir diriliş öyküsüdür, dilden dile dolanan destanlaşan milletin zafer türküsüdür. Kahraman ırkımın tarihinde binlerce Kütahya- Eskişehir cana batar, unutma evlat! Her yok oluşun ardında bir Sakarya Zaferi yatar!...



| |

Copyright © 2014. All Rights Reserved.